Soğuk ile gelen hastalıklar

Ocak 6th, 2012 | yazan: güncel haberler

Dr. Ayhan Tokgöz, kış aylarında artan grip, soğuk algınlığı, farenjit, sinüzit ve zatürre hakkında bilgi veriyor, tedavisi hakkında önemli noktaları paylaşıyor.Havanın soğumasıyla birlikte kış hastalıkları artmaya başladı. Özellikle solunum yollarını etkileyen kış hastalıklarının başında grip, soğuk algınlığı, farenjit, sinüzit ve zatürre geliyor. Bu hastalıklar özellikle çocukları, hamileleri, yaşlıları ve kronik sağlık sorunları olanları daha olumsuz etkiliyor. Dr. Ayhan Tokgöz, sıklıkla karşılaşılan solunum yolları enfeksiyonları arasında birinci sırayı gribin aldığını, özellikle sinema, tiyatro, huzurevi, kışlalarda ve sigaranın kapalı ortamda çok içildiği yerlerde gribe yakalanma olasılığının daha fazla olduğunu söylüyor. Dr. Tokgöz, “Basit virüsler gribe yol açar. Bu virüslerden korunmak için toplu çalışma ortamları düzenli havalandırılmalı, kapalı alanlarda sigara içilmesine izin verilmemeli, hasta kişiler ortamdan uzaklaştırılmalı ve tedavi edilmeli” diye bilgi veriyor.Halk arasında üst solunum yolu enfeksiyonlarının bazılarını tanımlamak için bazen grip (gribal infeksiyon), bazen de soğuk algınlığı deyimlerinin kullanıldığını belirten Dr. Tokgöz, yine halk arasında grip ile soğuk algınlığının sık sık karıştırıldığına dikkat çekiyor. “Soğuk algınlığı daha çok burun ve genizde yerleşiyor. Grip ise daha aşağılara, bronşlara ve akciğere inebiliyor. Soğuk algınlığı, hafif bir hastalık. Kişinin genel durumunu çok bozmuyor. Ateş çoğu zaman çok hafif görülüyor. Halsizlik ve kırgınlık oluyor. Bir haftada iyileşiyorsunuz. Fakat gribin başlangıcı çok ani ve 39'u geçen yüksek ateş görülüyor. Ateş ilk 24 saat içinde hızla yükselir, 38-41 derece arasında iki-üç gün seyreder ve sonra düşmeye başlar. Bazı hastalarda gözlerde kızarma, yanma, ışığa hassasiyet de görülür. Birkaç gün sonra da kuru öksürük, göğüs ağrısı gibi şikâyetler ortaya çıkar” diyerek iki hastalık arasındaki farkı özetliyor.FARENJİTİ OLANLAR SİGARADAN UZAK DURMALIKış aylarında en sık karşılaşılan hastalıklardan birinin farenjit olduğunu aktaran Dr. Ayhan Tokgöz, farenjitte ses kısıklığı, boğazda kuruluk, yanma, ağrı, yutkunma zorluğu, toz ve yiyeceklere karşı hassasiyet görüldüğünü söylüyor. Tedavi süreci hakkında da bilgi veren Dr. Tokgöz, “Hastalığın tedavisi yapılırken önce boğaz kültürü alınıyor. Bu kültür sayesinde hastalığın mikrobik olup olmadığı tespit ediliyor. Bu mikropların bulunup bulunmadığına göre hastalığın tedavisi ilaçla yapılıyor. Hastalık eğer mikrobik değilse sıvıyla, mide problemleri varsa düzeltilmesiyle, sinüzite bağlı akıntı varsa bu akıntının tedavisiyle mümkün oluyor. Tedavide sigaranın kesilmesi büyük önem taşıyor; alkol, çok acı ve ekşi gıdaların tüketilmesi ise hastalığın iyileşmesini önlüyor” diye konuşuyor. SİNÜZİT KRONİK BİR HASTALIKTIRSinüzit hastalığının genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları sonrasında oluştuğunu söyleyen Dr. Tokgöz, sinüzitin alerjisi olan, tozlu ve asitli ortamlarda çalışan kişilerde daha fazla görüldüğünü vurguluyor. Sinüzit belirtilerini anlatan Dr. Tokgöz, “Sinüzitte, sürekli baş ağrısı, mevsimsel değişikliklere bağlı olarak görülen iki kaşın arasında, yanaklarda ve alın bölgesinde şiddetli ağrı, burundan gelen şeffaf akıntı, soğuk havanın etkisiyle oluşan sızlama gibi belirtiler ortaya çıkıyor” diyor. Tedavi süreci hakkında da bilgi veren Dr. Ayhan Tokgöz, “Öncelikle sinüslerin burna açılan bölgesindeki tıkanıklığı açmak gerekiyor. Tıkanıklığı giderici ilaçlar veriliyor. Bol sıvı alınıp geniz akıntısı azaltılmalı. Eğer akut safhadaysa antibiyotik, kronikse cerrahi müdahale uygulanıyor. Sinüzit tedavisi olan kişi yeniden sinüzit olabilir. Bu nedenle ameliyattan sonra da dikkat edilmesi gerekiyor” diye konuşuyor. KİMLER ZATÜRRE AŞISI YAPTIRMALI?Alt solunum yolu hastalıkları arasında en sık rastlanan hastalıkların arasında yer alan zatürre, akciğer iltihabı olarak tanımlanıyor. Zatürre hastalığında, akciğerlerde bulunan hava kesecikleri iltihabi bir sıvıyla doluyor ve akciğerlerin oksijen alışverişi bozuluyor. Zatürre belirtilerinin türlerine göre değiştiğini söyleyen Dr. Tokgöz, “Bakteriyel zatürrede ateş, titreme, öksürük, sarı yeşil renkte veya kanlı balgam, göğüs ağrısı ve terleme olabiliyor. Virütik zatürrede ateşin yanında baş ağrısı, kuru öksürük, kas ağrısı ve halsizlik gibi gribal enfeksiyon belirtileri görülebiliyor. Mycoplasma zatürresinde ise en yaygın şikayet öksürük” diyerek belirtileri anlatıyor. Zatürre tedavisinin nedene, hastanın yaşına, altta başka kronik bir hastalık bulunup bulunmamasına göre yapıldığını söyleyen Dr. Ayhan Tokgöz, “Genç ve sağlıklı erişkinlerde bakteriyel, mycoplasma ve ricketsia enfeksiyonlarında antibiyotik kullanımı tedavide başarı sağlıyor. Viral zarürrelerde iyileşme kendiliğinden olabiliyor.  Antibiyotiklerin yanı sıra ağrı ve ateş için parasetemol veya nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar, balgam söktürücü ilaçlar kullanılıyor.  Hastaların diyetine dikkat etmesi ve günde en az 8 bardak su içmesi öneriliyor” diye konuşuyor.  Zatürre aşısı hakkında da bilgi veren Dr. Tokgöz, “Zatürre aşısı ise özellikle kalp, akciğer, kan, böbrek ve diyabet hastaları, dalağı alınmış kişiler, 65 yaşın üzerindekiler ve bakımevi vb. yerlerde yaşayanlar gibi yüksek risk taşıyan kişilere yapılmalı” diyor.

Yüksek topuklu ayakkabının zararları

Aralık 29th, 2011 | yazan: güncel haberler

Medicalpark Özel Bursa Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. M. Okan Özdemir; varisin, kanı, akciğer ve kalbe geri taşıyan toplardamarların ilerleyici bir şekilde genişlemesine verilen isim olduğunu söyledi. Ağrı, kramp, kötü görüntü gibi etkileri bulunduğunu ifade eden Dr. Özdemir, uzun süre ayakta kalan insanlarda daha sık görüldüğünü kaydetti.

Göz kuruluğunun etkenleri ve Göz kuruluğuna iyi gelecek etkenler

Aralık 29th, 2011 | yazan: güncel haberler

Soruna erken müdahale edilmezse kalıcı görme bozuklukları ve ciddi enfeksiyonlar gelişebilir.

Emzirme Döneminde Yenilmemesi Gereken Gıdalar

Aralık 3rd, 2011 | yazan: güncel haberler

Wi-Fi sperm kalitesini düşürüyor!

Aralık 3rd, 2011 | yazan: güncel haberler

Arjantinli bilim adamlarının araştırmasına göre Wi-Fi kablosuz internet bağlantısı olan dizüstü bilgisayarlar, sperm kalitesini düşürüyor.Cordoba’daki “Nascentis Medicina Reproductiva” üreme sağlığı merkezinden Conrado Avendano ve ekibi, 29 sağlıklı erkek üzerinde arştırma yaptı. Erkeklerden “semen” örneği alındı ve bilgisayarların altına damlatılarak Wi-Fi bağlantısı olduğu sırada incelendi. Dört saat sonra radyasyon nedeniyle spermlerin kalitesinde bozukluk olduğu saptandı. Sonuçları “Fertility and Sterility” adlı tıp dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, örneklerin yüzde 9’unda DNA bozukluğu belirlendi. Bu oran, bilgisayardan uzakta tutulan semen örneklerinde üçte bir oranındaydı. Örneklerin yüzde 25’inde ise spermler “yüzmüyordu”. Bu oran, bilgisayarın uzağındaki örneklerde yüzde 14’tü. Avendano, sonuçların kayda değer olduğunu ancak Wi-Fi bağlantısı olan bütün bilgisayarların sperm kalitesine zarar verip vermediğini anlamak için araştırmayı genişletmek gerektiğini söyledi.

Tüm Virüs Çeşitleriyle Savaşan ilaç Draco

Kasım 28th, 2011 | yazan: güncel haberler

Şaşılık gözlükle tedavi edilebilir

Kasım 27th, 2011 | yazan: güncel haberler

Uykusuzluğa neden olan enzim bulundu

Kasım 27th, 2011 | yazan: güncel haberler

Kırmızı Örümcek !

Kasım 27th, 2011 | yazan: güncel haberler

Çiftçilerin derdi kırmızı örümceğin gen haritası çıkarıldı. Araştırma, bu parazitle mücadelede avantaj sağlayabilir.Çiftçilerin başının derdi, tarımsal böcek ilaçlarına dirençli, hasadı, meyve ağaçlarını ve bitkileri mahveden kırmızı örümceğin (Tetranychus urticae) gen haritası çözüldü.

Horlamak nasıl engellenir?

Kasım 25th, 2011 | yazan: güncel haberler

Bunlardan biri ‘uzayan küçük dilin ameliyatla küçültülmesi’ olarak bilinir. Ancak bu görüşün tıbben ve bilimsel olarak doğruluğu kanıtlanmamıştır.KBB Uzmanı Dr. Ahmet Hamdi Önay, anlatıyorHorlama ve tıkayıcı uyku apnesi 40-50 yaş arası erkeklerde yüzde 4-8 oranında görülür. Horlama burun, gırtlak ve yutak bölgesindeki sorunlardan kaynaklanır. Ancak horlama sorunlarının yüzde 85’ini, gırtlak ve ağız bölgesindeki sorunlar oluşturur. Küçük dilin uzaması nedeniyle ameliyat edilmesinin horlama tedavisinde sihirli bir formül olarak sunulması yanlış bir sunumdur. Küçük dilin cerrahi operasyonla kesilip küçültülmesi, böylece horlamanın sona ereceğinin söylenmesi tıbben ve bilimsel olarak doğru değildir.Horlama Nasıl Oluşuyor?Nefes alıp verme sırasında dışarıdan aldığımız ve sonrasında da dışarı verdiğimiz havanın yolculuk yaptığı gırtlak, ağız boşluğu ve burun bölgesindeki anatomik yapılara çarpması (türbülansı) sonucunda çıkan gürültülü sese horlama diyoruz.Horlama En Çok Kimlerde Görülüyor?Erkeklerde görülme sıklığı kadınlara göre daha fazla olmakla birlikte özellikle ileri yaşlarda görülme sıklığı erkeklerde daha da artıyor. Obez kişilerde veya solunum sorunu olan kişilerde görülme sıklığı da diğer gruplara göre daha fazla oluyor.Horlamanın Nedenleri Nelerdir?Horlamanın nedenleri vücudun başlıca üç bölgesindeki sorunlardan kaynaklanıyor. Bunları da üç ana bölgede topluyoruz: Burun, Ağız ve Gırtlak bölgesi.Burun Bölgesindeki Temel Sebepler: Burun eti büyümeleri, kronik sinüzitler ve burunda oluşan deviasyon sonucunda havanın sağlıklı bir şekilde dolaşamamasından kaynaklanan sorunlardır.Ağız Bölgesindeki Nedenler: Dil kökü, bademcikler, yumuşak damaktır.Gırtlak Bölgesindeki Nedenler: Bu bölgenin içini döşeyen mukozanın gevşekliğidir. Toplumda daha çok horlamaya, burundaki sorunların neden olduğu düşünülüyor. Aslında tam tersi sözkonusudur. Bilinenin aksine burnun horlama ve uyku apnesi sıklığındaki payı sadece yüzde 15’tir. Avrupa ve ABD’de bu konuda yapılmış tüm klinik çalışmalarda bu ispatlanmıştır. Horlama sorunlarının yüzde 85’i gırtlak ve ağız bölgesindeki sorunlardan kaynaklanıyor. Bu yüzden problemi çözmede burun anatomik yapılarını düzeltmek yeterli olmayabiliyor.Horlama Sorunu Olan Kişiler Günlük Hayatta Hangi Sorunları Yaşıyor?Horlayan ve nefes tıkanıklığı olan kişiler uykunun Delta ve REM aşamalarına ulaşamadıklarından dolayı, sürekli yorgun, bitkin bir şekilde günlük hayatlarına devam ediyorlar. Bunun sonucunda gün içinde uyuklama, algıda bozukluk, motivasyon eksikliği, sinirlilik, hareketlerde uyuşukluk, yorgunluk belirtileri ortaya çıkıyor.Horlamanın Tedavisi Nasıl Yapılıyor?Tedavi net bir şekilde sebebin tespitiyle ortaya çıkıyor. Çünkü horlama nedeninin net bir şekilde klinik olarak ortaya konulamaması tedavide başarısızlığın temel nedenidir.Horlama nedeni burun bölgesiyse bu bölgedeki anatomik yapıların düzeltilmesi gerekir. Ağız bölgesinde dil kökü, bademcik ya da yumuşak damağa-küçük dile bağlıysa sorun, bu bölgelere cerrahi müdahalede bulunmak gerekiyor.Ayrıca hastalara diyet veya pozitif basınç uygulayan cihazların verilmesi şeklinde tedavi seçenekleri de kullanılabiliyor.Yapılan uyku testinde apne, hipopne’nin (nefessizlik indeksi) sonuçlarına göre hangi yöntemin hastaya daha faydalı olabileceğine karar veriliyor. Çoğu zaman tek başına bir cerrahi yöntem veya yalnız diyet uygulaması yetersizlik gösterebiliyor. Bu durumda her üç yöntem de birlikte kullanılabiliyor.En az faydalı olabildiğimiz hasta grubu gırtlak bölgesinde horlama problemi olan hastalardır.Dünyada yapılan tüm klinik çalışmalarda görülmüştür ki, bu bölgenin içini döşeyen mukozal tabakanın uyku sırasında kıvrılması, solunum tıkanıklığına ve horlamaya neden olmakta, adeta bir yumuşaklık sendromu olarak düşünülmektedir.Spor yapan kişilerde gırtlak bölgesine ait bu tür sorunların olma olasılığı yüzde 2’lere yakındır. Bu yüzden tedavinin önemli parçalarından birisi de düzenli ve planlı spor programlarıdır. Tüm bu yöntemlerden sadece bir tanesinin uygulanması bile tedavi ettiğimiz hastaların sayısının güç geçtikçe artmasını sağlıyor.Sıkça küçük dilin uzamasının ve bunun ameliyatının horlama tedavisinde sihirli bir değnekmiş gibi sunuluyor olması, tıbben ve bilimsel olarak doğru değildir.Horlamaya Karşı Verilen CPAP Cihazlarını Hastalar Kullanabiliyor Mu? Faydalı Oluyor Mu?Horlama tedavisinde kullanılan CPAP cihazı, burun bölgesine hava pompalanmasını sağlıyor. Pompalanan basınçlı havanın etkisiyle buradaki hava akışının makine kontrolünde aksamaması sonunda horlama ve nefessizlik sayılarında mutlaka azalmalar meydana geliyor. Ancak CPAP cihazının hastalar tarafından devamlı bir şekilde kullanılma yüzdesi oldukça düşüktür. Her 10 horlama hastasından sadece 6 tanesi yani yüzde 60’lara yakın oranı bu cihazı kullanamadığını, bununla uyumaktan rahatsız olduğunu ifade ediyor. Hastalar tedaviye başladıktan sonra aldıkları yeni cihazı vermek istediklerini, başka bir çözüm istediklerini ifade ediyor. Bunun tam tersi bir şekilde horlama ve uyku apnesi olan hastaya yalnızca cerrahi olarak yaklaşma fikri de doğru değildir. Kombine tedaviler veya sıralı tedavilerin yanı sıra, hastaların iyi takip edilmesi de tedavide temel yaklaşım olmalıdır.CPAP Cihazları Hangi Hastalar İçin Uygundur?    Cerrahi yöntemi kabul etmeyen.    Spor yapmayan.    ZayıflayamayanEğer hasta CPAP cihazını kullanmak istemezse, tedaviyi yürüten hekimin tekrar cerrahi, diyet şeklinde tedavileri hastaya sunma zorunluluğu vardır.Horlama Sorunları Ve Uyku Apnesi Başka Hangi Sağlık Sorunlarına Neden Oluyor?Toplumda yüzde 20 oranında yüksek tansiyon görülüyor, tıkayıcı uyku hastalığı olan kişilerde bu oran yüzde 60’a çıkıyor.Kalp yetmezliği hastalarında tıkayıcı uyku apnesi yaygınlığı yüzde 20-37 arasında değişiyor.Tıkayıcı uyku hastalığı saptanan kişilerin yüzde 30’unda tip 2 diyabet görülmüştür.Yaşamın kaynağı olan havanın hiçbir engelle karşılaşmadan akciğerlere ulaşması engellendiğinde ciddi sistemik hastalıkların görülme olasılığı ortalama 20 kat kadar artıyor.Horlama ve apne hastalarına, çevresini horlayarak rahatsız eden hasta olmasından öte kendilerine en çok zarar veren kişiler olarak bakmamız da fayda vardır.Kaynak: Sağlık ve Yaşam Dergisi

40 yaş ve sonrasında nasıl fit kalınır?

Kasım 25th, 2011 | yazan: güncel haberler

Eğer orta yaş göbeği, sıkı kaslarda aşırı duyarlılık, daha fazla günlük stres gibi semptomlarla karşılaşıyorsanız kendinize daha fazla bakma ve egzersiz rutininizi geliştirme vakti gelmiş demektir.Yaş sadece bir sayıdan mı ibarettir? Yoksa gerçekten hayatımızda kontrol edemediğimiz değişimler de mi getirir? 40 yaş ve sonrası bunalımını yaşamak istemiyorsanız işte size tavsiyeler:Fitness Danışmanı Özgür Güngör şunları anlattı:"Günlük işlerinizde efor sağlayacak fırsatları değerlendirin.  Metabolizmanız günlük işleri için de kalori harcar. Hangi yaşta olursanız olun her şeyden önce günlük olarak vücudunuza giren ve çıkan kalori için genel bir hesap yapmanız ve hedef belirlemeniz gerekir. Tabii yaptığınız egzersizin yanısıra metabolizmanızın günlük işler için de kalori harcadığını unutmayın. Yaş ilerledikçe metabolizma hızınız da yavaşlayacağı için işte bu nokta 40 yaşınızdan sonra sizin için önemli olacaktır. Egzersiz haricinde efor sarfetmenizi sağlayacak küçük fırsatları değerlendirin. (Asansör yerine merdiven çıkmak gibi) Farkı göreceksiniz.İleri yaşlar için kaslar en büyük dostunuzdur. Ağırlık Antrenmanı sürenizi ve seviyenizi artırın: Yaş ilerledikçe ağırlık egzersizlerinin önemi artıyor. Kas, yaşı ilerleyen yetişkinlerin adeta gerçek dostu. Vücudunuzdaki kas oranı arttıkça metabolizma hızınız da artıyor ve dinlenik vaziyetteyken de daha fazla kalori yakabiliyorsunuz. Tabii yağa oranla vücudunuza kazandırdığı estetik görünümden bahsetmeye gerek dahi yok. Ağırlık egzersizi aynı zamanda kemik hacminizi artırır, sakatlanmaları ve kemik erimesini önlemeye yardımcı olur. Spor salonunuzda alt ve üst vücut için ağırlık egzersizleri yapmayı ihmal etmeyin.Kalori, kalp atışı, direnç seviyesini en doğru şekilde hesaplayan egzersiz cihazlarını tercih edin. Koşu, yürüyüş gibi egzersizlerde nabzın bir seviyede tutulması ve kontrollü şekilde artırılıp azaltılması egzersizin faydalı geçmesinde belirleyici oluyor. Nabzın doğru ölçümü, bir sorun esnasında cihazın size yardımcı olması, yaktığınız kaloriden uygulanan dirence kadar verileri en sağlıklı biçimde ileten koşu bantlarından faydalanabilirsiniz. Bu akıllı makineler çalışmanın herhangi bir kesintiye uğradığında kendiliğinden durur, nabzınızı bulundurmanız gereken seviyede egzersizinizi hazırlar, antreman sonrası aldığınız yolu, yaktığınız kaloriyi gösterir.Bölgesel yağların artışı hormon sisteminizin hediyesidir. Uzun yaşamak istiyorsanız göbeğinizdeki yağı azaltın: Hormon sistemindeki değişimlerin de etkisiyle 40’lı yaşlar genellikle kendinizi daha kalın hissetmeye başladığınız yaşlardır. Cardioda daha fazla vakit geçirerek toplamdaki yaktığınız kaloriyi fazlalaştırmaya çalışın. Koşu bandında 10 – 20 dakika fazla durmak, akşam yürüyüşleri yapmak gibi fırsatları değerlendirin. Kalori yaktıkça programınıza karın egzersizleri de ekleyebilirsiniz.Egzersiz sonrası ağrı hissetmemek için esnekliğinizi geliştirin: Her Cardio egzersizinden sonra Streching yapın. Kaslarınızı uzatarak hem sakatlanmalara karşı kendinizi koruyabilir, hem de hareket kabiliyetinizi artırabilirsiniz. Unutmayın, 30’lu yaşlarda hissetmediğiniz ağrılar 40’lı yaşlarınızda size bulabilir. Proaktif olun ve erken önlem almaya dikkat edin."

Rüya Acıları Unutturuyor

Kasım 25th, 2011 | yazan: güncel haberler

Araştırmaya katılan 34 kişinin manyetik rezonans görünteleme (MRI) tekniğiyle beyin taramaları yapıldı. Katılımcılara, duygusal tepki mekanizmalarını harekete geçirecek 150 ayrı fotoğraf gösterildi.İki eşit gruba ayrılan katılımcılardan ilk grup, fotoğraflara gün içinde 12 saat aralıklarla baktı. İkinci gruba ise, fotoğraflar uyku saatinden önce ve uyandıktan sonra gösterildi.  Sonuçta, ikinci gruptaki katılımcıların uyandıktan sonra yeniden baktıkları fotoğraflardan daha az etkilendiği tespit edildi.

Gözlerinizi bilgisayarlardan korumanın yolları!

Kasım 23rd, 2011 | yazan: güncel haberler

Bilgisayar kullanırken göz sağlığınız için bu konulara dikkat edin.

Ani bebek ölümü sendromu

Kasım 18th, 2011 | yazan: güncel haberler

Susamlı tavuk tarifi

Kasım 15th, 2011 | yazan: güncel haberler

Gut Hastalığı Belirtileri Nedir ve Nasıl Tedavi Edilir

Kasım 15th, 2011 | yazan: güncel haberler

Reklam

Kadın Haberleri